Bundan tam 23 yıl önceydi.

Zulmün, kin ve nefretin zirve yaptığı yıllardı…

İnancı gereği başörtüsüyle okumak isteyenlere psikolojik işkenceler reva görülüyordu.

Siz, kapıcı olun, hademe olun, evde oturun deniliyordu.

Hakaretler, küçümsemeler zirve yapmıştı.

Hele bir tanesi var ki, hâlâ gözlerimin önünde duruyor.

Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Hemşirelik Meslek Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümü birincisi Behiye Karadeniz, diplomasını almak için sahneye çıktığında hevesi kursağında kalmış, başörtüsü bir provokatör alçak tarafından başından alınmıştı.

***

Bu örneği vermemdeki sebebe gelince…

Geçtiğimiz Pazar Uludağ’da doğa yürüyüşü yapmak isteyen 5 kişi Şelale bölgesinde mahsur kaldı.

Bu olayı takip eden 4 gazeteci arkadaşımız, 23 yıl önce Sivas’taki ötekileştirmeye benzer bir olayla karşılaştılar.

Uludağ oteller bölgesinde bulunan 112 Komuta Merkezi’ndeki sağlık görevlileri tarafından mağdur edildiler.

14 saat süren kurtarma çalışmalarını takip eden DHA Muhabirleri Mehmet İnan, Berktuğ Öncü, Anadolu Ajansı ve Olay’dan dört gazeteci; kurtarma çalışmalarında yorulan ve -5 derece soğuktan korunmak amacıyla ekiplerin dinlendiği 112 Komuta Merkezi binasına gittiler.

Görevi hayat kurtarmak olan sağlık görevlileri arkadaşlarımıza “siz gazetecisiniz buraya girmeniz yasak” diyerek içeriye almıyorlar.

Sebep ne biliyor musunuz?

Belki gizli bir bilgi gelir de kurtarma çalışmalarını engelleyebilirlermiş!

Oysaki kurtarma çalışmaları hâlâ devam ediyor, hatta konu haberleştirilmiş ve yayınlanmıştı bile. Arkadaşlarımız “çok üşüdük donduk biraz ısınıp çıkalım biz sizden yatak, yemek, para istemiyoruz. -5 derecede donmamak için kapının arkasındaki merdivenlerde oturmak için ricada bulunuyoruz” demelerine rağmen içeriye alınmıyorlar.

Hâlbuki…

Sağlık görevlileri dayak yediğinde, şiddete maruz kaldıklarında; onların sesi olmak, feryatlarını duyurmak için çırpınanlar, yine gazeteciler.

***

Peki, sonra nemi oluyor?

Havanın iyice soğuması ve fırtına nedeniyle ne yapacaklarını şaşıran gazeteci arkadaşlarımız, komuta merkezine 3 kilometre uzaklıkta bulunan ama herhangi bir ısıtması olmayan; soğuktan korunmak için camiye sığınıyor ve sabahlıyorlar.

Durun bitmedi; ötekileştirme, şımarıklık, kin devam ediyor.

Bu uygulamaları hak etmediklerini düşündüğüm gazeteci arkadaşlarımızı daha sonra sosyal medyadan haberdar olan Sağlık Bakanlığı’ndan arayan, aklı ötekileştirmeye çalışan bir yetkili ise “siz neden Uludağ’a çıkarken tedbirinizi almadınız, Otelde kalsaydınız, Uludağ’da sadece bizim birimimiz yok ki, oraya gitmeseydiniz” diyerek tepki gösteriyor.

***

İşte böyle!

Kurulan iyilik sofrasını, sofra beziyle birlikte toplayıp çöpe atan sözde sağlık görevlileri!

Devlet tüm birimlerini seferber ediyor, vatandaşını kurtarıyor.

Dünya bu olayı yapılan haberlerle öğreniyor, kaybolanlar sağlıklı bir şekilde kurtarılıyor.

Bursa Valisi İzzettin Küçük bile olayı an be an takip ediyor, meslektaşlarımıza yapılan bu muameleden dolayı kendilerini arıyor ve “sizlere yapılanları asla kabul etmiyorum” diyor.

Ancak bir türlü kurtarılamayan, kurtarılmak istense de burnu kaf dağında olan; insani olarak büyüme niyetinde olamayan akıl sağlığı bozulmuşlar ortada cirit atıyor.

Dün 10 Ocak çalışan gazeteciler günüydü. Meslektaşlarımızı dondurucu soğuğa mahkûm eden, sağlıksız üç beş kafayı da alkışlamak istiyorum!

“Dokunmayın, biz böyle iyiyiz. Hem şımarır, hem de istediğimiz gibi davranırız” deyip duruyorlar, Kamil!

Bu arada, Vali İzzetin Küçük gazetecileri arayıp geçmiş olsun derken; kendi sorumluluk alanında olmasına rağmen mağdur medya mensuplarını basın danışmanına aratan Sağlık Müdürü Özcan Akan, neden vali bey kadar hassas olamadığını bir türlü anlamış değilim.

***

SETBAŞI’NDAN POSTANEYE

Eski Bursalıların âdetiydi; Setbaşı köprüsünde başlayıp, postanede sonlanan yürüyüşler, volta atmalar.

Bu şehirde doğan, doğmasa da yaşı 60’ı bulanların tamamı hasretle özlemle arıyor o günleri.

Setbaşı köprüsü de, eski postane de yerinde duruyor; heykel de öyle.

Şimdilerde bu gezintiler birkaç hayatı seven Bursalı tarafından yeniden başlatılmış.

Gelin, teknolojinin esiri olmaktan kurtulun…

Yürümek iyidir diye çıkın heykele.

Setbaşı, Mahfel, postane turları sizleri ve bizleri bekliyor…

***

BİR SÖZ

“Derin devlet, normal devletin raydan çıkmış halidir.”

Süleyman Demirel